Ama Elif yemedi.
Ekmeği küçük parçalara ayırdı. Önce bebeğe verdi. Bebek her kıpırdadığında ona yöneldi. Ancak bebek sakinleşince Elif çorbadan birkaç yudum aldı. Sanki elinden alınacakmış gibi.
Murat’ın göğsünde garip bir sıkışma oldu.
“En son ne zaman yedin?” diye sordu.
“Elif omuz silkti.
“Dün sabah. Sorun değil, alışığım.”
Hiçbir çocuk bu cümleyi kurmamalıydı.
“Kardeşinin adı ne?” dedi Murat.
“Zeynep,” dedi Elif’in sesi anında yumuşayarak. “Sekiz aylık.”
Murat yutkundu.
“Annen?” diye sordu. “Adı neydi?”
Elif gözlerini indirdi.
“Zehra Karahan. Evde dikiş dikerdi. Geçen kış zatürreden öldü.”
Murat’ın kalbi göğsüne çarptı.
Zehra.
Bu bir tesadüf değildi.
“Annenin de boynunda böyle bir iz var mıydı?” diye fısıldadı.
Elif başını salladı.
“Aynı yerde. Hep saklardı.”
Murat gözlerini kapadı.
Yıllarca kardeşinin kendi isteğiyle gittiğine inanmıştı. Suçluluğunu servetin altına gömmüştü.
Ama şimdi…
Kardeşinin çocukları kapısındaydı. Aç, korkmuş ve yalnız.
“Annem,” dedi Elif temkinle, “sizin onun ağabeyi olduğunuzu söylerdi. Çok önemli biri olduğunuzu… çok meşgul olduğunuzu. Rahatsız etmeyin derdi.”
Bu sözler Murat’ı parçaladı.
Sessizce kapının kilidini açtı.
“İçeri gelin,” dedi, sesi titreyerek.
“Çalışmak zorunda değilsiniz. Hiçbir şeyi kanıtlamanıza gerek yok. Burada güvendesiniz.”
Elif dona kaldı.
“Efendim ben—”
“Murat,” dedi yumuşakça. “Sadece Murat.”
O ilk gece Elif uyuyamadı. Bebeği kucağında, dik oturarak sabahladı. Her sese irkildi. Doktorlar çağrıldı. Zeynep muayene edildi, doyuruldu, ısıtıldı. Elif’e temiz kıyafetler, ayrı bir oda ve uzun süredir bilmediği bir şey verildi: rahat nefes alma hakkı.
Günler geçti.
Haftalar geçti.
Elif okula yeniden başladı. Açlıktan daha derin bir istekle derslerine sarıldı. Murat onun gülmeyi yeniden öğrendiğini izledi. Temkinli, ürkek ama gerçek.
Bir akşam terasta oturdular. Zeynep bebek arabasında uyuyordu.
“Keşke sizi arasaydım,” dedi Murat. “Hiç vazgeçmemeliydim.”
Elif ona baktı.
“Annem, bir gün bulacağınızı hiç bırakmadı.”
Murat’ın gözlerinden yaşlar aktı. Sessiz, gösterişsiz.
O günden sonra Murat Karahan, demir kapıların ardındaki zengin adam olmadı.
Bir dayı oldu.
Yıllar sonra Elif üniversiteden mezun olurken, Zeynep bir zamanlar aç uyuduğu bahçede kahkahalarla koşarken Murat şunu anladı:
Aile zamanında gelmez.
Bazen yaralı gelir.
Bazen aç.
Bazen titreyerek.
Ve geldiğinde…
Başını çevirmezsin.
Çünkü en büyük miras para değildir.
Yanında olmaktır.