Uzun yıllar hayatımın mükemmel olduğunu sandım.
Sevdiğim bir koca, iki güzel çocuk, sıcak bir yuva…
Deniz’le 30 yaşımda evlendim.
Elif 10, Mert 7 yaşında. Onlar benim dünyam.
Sonra iki yıl önce hayatımız altüst oldu.
Deniz’in böbrekleri iflas etti.
Doktorun söylediği cümleyi hâlâ hatırlıyorum:
“Uygun donör eşi.”
Bir saniye bile düşünmedim.
Testler, ameliyat, haftalarca süren acı…
Dikişlerim sızlarken bile onun başucunda bekledim.
O yaşasın diye kendi vücudumdan bir parçayı verdim.
Çünkü ben eşimi seviyordum.
Başta minnettardı.
Elimi tutuyor, “Sana borçluyum” diyordu.
Sonra… (Haberin devamini görmek ve okumak için resmin üzerine tiklayarak diğer sayfaya geçiş yapiniz)
Bir şeyler değişti.
Giderek uzaklaştı.
Dalgınlaştı.
Soğudu.
Ben hep bahane buldum:
“Ameliyatın stresi… iş yoğunluğu… psikolojisi bozuldu herhalde…”
Aslında görmek istememişim.
Bir cuma günü ona sürpriz yapmaya karar verdim.
Mumlar aldım. Sevdiği müziği açacaktım.
Çocukları anneme bıraktım.
Yeniden “biz” olacaktık.
Ama bir şeyi evde unuttuğumu fark ettim.
Erken döndüm.
Ve kapıyı açtığım an…
Dünya durdu.
Salonda Deniz ve kız kardeşim Kara vardı.
Birbirlerine yaslanmışlardı.
Gülüyorlardı.
Çok yakındılar.
Çok… samimi.
Sanki ben hiç var olmamışım gibi.
Göğsüm parçalandı.
Deniz beni görünce dondu.
“MERAL… erken geldin…” dedi.
Sanki suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi.
Konuşamadım.
Bağırmadım.
Ağlamadım.
Sadece içimde bir şey öldü.
Arabaya bindim. Ellerim titriyordu.
Nefes alamıyordum.
“Ben ona böbreğimi verdim…” diye fısıldadım kendi kendime.
“Ben hayatımı verdim…”
O gece hayatımın en karanlık gecesiydi.
Ama kaderin garip bir huyu vardır.
Bazen sen hiçbir şey yapmadan…
adalet kendi yolunu bulur.
Çünkü ilahi adalet için uzun süre beklemem gerekmedi…
Ertesi gün Deniz, yüzünde suçluluk ifadesiyle beni aradı.
Ama konuşacak halim yoktu. Çocuklarımın önünde bile ona güvenimi kaybetmiştim.
İçimde bir öfke vardı; soğuk, buz gibi, sessiz.
Ama kaderin sürprizleri vardır.
Bir hafta sonra, Kara’nın kendi hayatındaki felaket başladı.
İş yerinde yaptığı hatalar yüzünden büyük bir maddi krizle karşı karşıya kaldı.
Sevdiği kişi tarafından terk edildi.
Ve en kötüsü… Deniz, beklemediği bir şekilde hastalık haberi aldı.
Ameliyat sırasında dikkat eksikliği yüzünden komplikasyon yaşadı.
O kadar büyük bir felaketti ki… ben sadece uzaktan izleyebildim.
O sırada fark ettim ki, ben ona verdiğim her şeyi kendim için vermiştim.
Ona böbreğimi verdim, ama hayatımı ve onuru da kendim koruyabilirim.
Deniz pişmanlıkla geri döndü ama ben onu artık sevgiyle değil, soğuk bir mesafeyle karşıladım.
Çocuklarımın gözlerinde hâlâ baba sevgisi vardı, ama benim kalbimde artık kendi adaletim vardı.
Ve düşündüm:
Bazen ilahi adalet, insanların elini kirletmeden gelir.
Kendi gücümü buldum, hayatımı yeniden kurdum.
Kendime ve çocuklarıma odaklandım.
Onlar benim gerçek ailesim, gerçek sevgim.
O an anladım:
En büyük adalet, kendin için ayağa kalkmaktır.