Düğün günümüzde kayınvalidem herkese gülümsüyordu ama bu gülümsemenin bir maske olduğunu biliyordum. İlişkimiz başından beri gergindi; sürekli onların ailesine “layık olmadığımı” ima eder, her fırsatta beni küçümserdi. Yine de evlenince buzların eriyeceğini umuyordum. Ancak hediyeleşme saati geldiğinde tüm umutlarım yıkıldı. Elinde şık bir kutuyla yanıma geldi ve iğneleyici bir tavırla, “Bunu sana vermek istiyorum; böylece evimizdeki yerinin neresi olduğunu her zaman bilirsin,” dedi.


Kutuyu açtığımda kalbim buz kesti; içinde siyah beyaz bir hizmetçi üniforması ve önlüğü duruyordu. Beni tüm davetlilerin önünde aşağılamak, oğlunun eşi değil, o evin hizmetçisi olacağımı ilan etmek istemişti. Gözyaşlarımı zor tutarak kutuyu kapattım ve sadece “Teşekkür ederim” diyebildim. Tam o sırada, her zaman mütevazı ve sakin olan kendi ailem ellerinde kırmızı bir kutuyla yaklaştılar. Annem heyecandan titreyen bir sesle, “Bu da bizim hediyemiz, hayatınıza kendi başınıza başlamanızı istedik,” dedi.



Kutuyu açtığımda donakaldım, içinde gıcır gıcır bir anahtar duruyordu. Meraktan ve öfkeden yerinde duramayan kayınvalidem kutuyu elimden çekip aldı ve içindekini görünce adeta cinnet getirdi. Annem ve babam, büyük evlerini satıp yerine iki küçük daire almışlardı; birini kendilerine, diğerini ise bize düğün hediyesi olarak vermişlerdi. Kayınvalidem, “Buna hakkınız yok! Onlar bizimle yaşamalı, bu saçmalık!” diye tüm salonun ortasında çığlık atmaya başladı.

Bunlar da İlginizi Çekebilir