KOCAM BİR AKŞAM EVE HİÇ TANIMADIĞIM BİR ADAM GETİRİP SADECE BİR GECE BİZDE KALMASINA İZİN VERMEMİ İSTEDİ. ANCAK ERTESİ SABAH MUTFAKTA GİZLİCE YAPTIKLARI KONUŞMAYI TESADÜFEN DUYDUĞUMDA, BU ADAMIN HAYATIMIZA TESADÜFEN GİRMEDİĞİNİ ANLADIM. MEĞER KOCAM YILLARDIR BENDEN ÇOK BÜYÜK BİR SIR SAKLIYORMUŞ...
O akşam işten eve her zamankinden daha geç dönmüştüm.
Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, sokaklarda neredeyse kimse görünmüyordu. Dairemizin kapısını açtığımda mutfaktan gelen iki erkeğin konuşma sesini duydum.
Kocam Hakan, evimize neredeyse hiç misafir davet etmezdi. Hatta akrabalarımın bile önceden haber vermeden gelmesinden hoşlanmazdı. Ancak o akşam mutfak masamızda hiç tanımadığım bir adam oturuyordu.
Adam ellili yaşlarında görünüyordu. Oldukça zayıftı ve yüzünden yorgun olduğu anlaşılıyordu. Üzerinde eski bir pantolon vardı, gömleği ise yağmurdan sırılsıklam olmuştu. Önünde bir tabak sıcak çorba duruyordu.

Hakan beni görünce hemen ayağa kalktı ve gergin bir şekilde gülümsedi.
"Bu, Cihan. Bu gece bizde kalacak."
Şaşkınlıkla kocama baktım.

"Sen bu adamı nereden tanıyorsun?"
"Yolda karşılaştık. Kalacak hiçbir yeri yokmuş."
Hakan soruma öylesine hızlı cevap vermişti ki sanki söyleyeceklerini önceden ezberlemişti.

Cihan başını kaldırıp bana baktı.
"Size hiçbir rahatsızlık vermem. Yarın sabah erkenden giderim."
Sesi sakindi ama gözlerinde tarif edemediğim bir hüzün vardı. Üstelik mutfağımızı incelerken sanki daha önce bu eve gelmiş gibi davranıyordu.

Kalpsiz biri gibi görünmek istemiyordum. Küçük de olsa bir misafir odamız vardı ve dışarıdaki yağmur giderek şiddetleniyordu.
Yine de akşam yemeği boyunca dikkatimi çeken bazı tuhaflıklar oldu.

Cihan, bardakları nerede sakladığımızı biliyordu. Su içmek istediğinde kimseye sormadan doğrudan doğruya doğru dolabı açtı.
Ardından gözleri pencerenin yanındaki küçük ahşap saate takıldı.

"Hâlâ çalışıyor mu?" diye sordu.
Bir anda olduğum yerde donakaldım.
Çünkü o saat, Hakan'ın yıllar önce hayatını kaybeden babasından kalmıştı. Ailemiz dışında hiç kimse onun hikâyesini bilmiyordu.

Hakan hemen araya girdi.
"Herhâlde daha önce buna benzeyen bir saat görmüştür."
Cihan hiçbir şey söylemedi.

O gece bir türlü uyuyamadım. Hakan yanımda yatıyordu ama onun da uyumadığını hissedebiliyordum.
Gece yarısını geçtikten sonra koridordan ayak sesleri duydum.
Yatak odamızın kapısını hafifçe araladığımda Cihan'ın duvarda asılı duran aile fotoğrafımızın önünde durduğunu gördüm.

Fotoğrafta Hakan henüz on yaşındaydı. Annesiyle babasının arasında durmuş, gülümseyerek objektife bakıyordu.
Cihan elini yavaşça fotoğrafa doğru uzattı ama dokunmadı.

Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
"Burada ne yapıyorsunuz?" diye sordum.
Adam bir anda irkilerek arkasını döndü.

"Su içmek için kalkmıştım."
"Su mutfakta. Siz neden kocamın çocukluk fotoğrafına bakıyorsunuz?"
Birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.

"Kocanız babasına çok benziyor."
Bunları söyledikten sonra hızla misafir odasına girip kapıyı kapattı.
Hemen yatak odasına dönüp Hakan'ı uyandırdım.

"Bana doğruyu söyle! Kim bu adam?"
"Sana söyledim ya! Yolda karşılaştım."
"Yalan söylüyorsun! Bu adam evimizde neyin nerede olduğunu biliyor. Babanı tanıdığı belli. Üstelik bütün akşam gözlerini ondan ayırmadın!"

Hakan'ın yüzü bir anda bembeyaz oldu.
Tam konuşmaya başlayacaktı ki koridordan bir ses duyuldu.
Cihan, misafir odasının kapısında duruyordu.

"Artık ona gerçeği anlatmalısın Hakan. Zaten yarın her şeyi öğrenecek."
Kocam öfkeyle ayağa fırladı.
"Sana sabaha kadar beklemeni söylemiştim!"
O an ikisinin de benden bir şeyler sakladığından emindim. Ancak ne kadar ısrar etsem de Hakan tek kelime daha söylemedi.
Ertesi sabah erkenden uyandığımda kocamın yatakta olmadığını fark ettim.
Mutfaktan fısıltılar geliyordu.
Tam içeri girecektim ki Cihan'ın söylediklerini duydum.
"Karın hiçbir şey bilmiyor, değil mi? Bunca yıldır ona da mı yalan söyledin?"
Hakan'ın verdiği cevap karşısında nefesim kesildi.
"Öğrenirse evliliğimiz biter. Özellikle babamın ölümünden önce yaptığımız şeyi asla öğrenmemeli!"
Ardından Cihan öyle bir şey söyledi ki dizlerimin bağı çözüldü.
"Öyleyse ona sen anlat. Çünkü dün gece sen uyurken karına ait olan şeyi buldum. Babanın neden yıllarca sakladığını da artık biliyorum!"
Elimi ağzıma kapatarak kapının arkasına çekildim.devamı yorumda
Öyleyse ona sen anlat. Çünkü dün gece sen uyurken karına ait olan şeyi buldum. Babanın neden yıllarca sakladığını da artık biliyorum!"
Elimi ağzıma kapatarak kapının arkasına çekildim.
Kalbim öylesine hızlı çarpıyordu ki sesini duyacaklarından korktum. Kocamın babası yıllar önce ölmüştü. Ben ise onunla yalnızca birkaç kez görüşebilmiştim. Bana karşı her zaman mesafeli davranmış, evliliğimizi hiçbir zaman onaylamamıştı.
Peki, benimle ilgili ne saklıyor olabilirdi?
Mutfaktan sandalye sesleri yükseldi.
Hakan'ın titreyen sesini duydum.
"O kutuyu nerede buldun?"
"Eski saatin içinde. Baban ölmeden önce bana her şeyi anlatmıştı. Ama mektubu sakladığını bilmiyordum."
Artık dayanamadım. Mutfağın kapısını hızla açtım.
"Ne mektubu?"İkisi de irkilerek bana döndü.
Cihan'ın önünde küçük, sararmış bir zarf duruyordu. Zarfın üzerinde benim adım yazılıydı.
Üstelik o el yazısını tanıyordum.
Annemin el yazısıydı!
Annem, ben henüz on iki yaşındayken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Yıllardır ondan kalan birkaç fotoğrafı ve küçük bir hatıra kutusunu saklıyordum.
Titreyen ellerimle zarfı aldım.
"Bu nasıl mümkün olabilir?"
Hakan başını öne eğdi.
Cihan ise gözlerimin içine bakarak konuştu.
"Çünkü annenin ölümü sana anlatıldığı gibi gerçekleşmedi."
Dünyam başıma yıkılmıştı.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Hakan bir adım yaklaştı.
"Hayatım, lütfen önce beni dinle."
"On yedi yıllık evliliğimiz boyunca bana yalan mı söyledin?"
Cevap vermedi.
O sessizlik, duyabileceğim bütün itiraflardan daha korkunçtu.
Zarfı açmak üzereydim ki Cihan elimi tuttu.
"Önce sana bir şey göstermem gerekiyor."
Cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta annem vardı. Yanında Hakan'ın babası ve tanımadığım genç bir adam duruyordu. Üçü de eski bir hastanenin önünde gülümsüyordu.
"Bu fotoğrafı nereden buldunuz?"
Cihan derin bir nefes aldı.
"O fotoğraftaki üçüncü adam benim."
Şaşkınlıktan konuşamadım.
Cihan sandalyesine oturdu ve yıllardır içinde taşıdığı sırrı anlatmaya başladı.
Yirmi sekiz yıl önce annem, Hakan'ın babasının sahibi olduğu özel bir hastanede muhasebeci olarak çalışıyormuş. Cihan ise hastanenin teknik servisinde görevliymiş.
Bir gün annem, hastanenin hesaplarını incelerken ciddi usulsüzlükler keşfetmiş. Hastalardan alınan bazı paralar kayıtlara geçirilmiyor, sahte faturalar düzenleniyormuş.
Annem durumu hastane yönetimine bildirmiş.
Fakat bilmediği bir şey varmış.
Bu usulsüzlüklerin arkasındaki kişi bizzat Hakan'ın babasıymış.
"Annen dürüst bir kadındı," dedi Cihan. "Gördüklerini unutmayı reddetti."
Boğazım düğümlendi.
"Peki, sonra ne oldu?"
Cihan'ın gözleri doldu.
"Annen bütün belgeleri topladı. Savcılığa gitmeye hazırlanıyordu. Fakat o gece hastaneden çıkarken bir araba ona çarptı."
Nefesim kesildi.
Çocukluğum boyunca annemin dikkatsiz bir sürücünün neden olduğu trafik kazasında öldüğünü düşünmüştüm gorsele do'kunun diger bölüm sonraki sayfada...


Çünkü babam ölmeden önce her şeyi itiraf etti. Ama bu işin içinde benim de suçum vardı."
O an içime korkunç bir his çöktü.
"Ne yaptın?"
Hakan ayağa kalktı.
"On dokuz yaşındaydım. Babam bir gece beni hastaneye çağırdı. Muhasebe odasındaki bazı dosyaları yok etmemi istedi. Ona güvendim. Ne yaptığımı sorgulamadım."
Gözlerime bakamadı.
"Yaktığım dosyaların annenin topladığı deliller olduğunu sonradan öğrendim."
Geriye doğru sendeledim.
"Bunu bilerek mi yaptın?"
"Hayır. Ama öğrendiğimde de sustum."
İçimdeki öfkeyi tarif edemezdim.
Annemin ölümünden sonra yıllarca onun fotoğrafına sarılarak ağlamıştım. Hakan ise bütün bunları biliyor, geceleri yanımda uyurken tek kelime etmiyordu.
"Evimizden çıkmanı istiyorum."
Hakan bana inanamaz gözlerle baktı.
"Lütfen..."
"Şimdi!"
Cihan sessizce ayağa kalktı.
"İsterseniz ben de gideyim."
Başımı salladım.

Hayır. Önce annemin sakladığı belgeleri bulacağız."
O gün Cihan'la birlikte çocukluğumun geçtiği eski eve gittik.
Babam, annemin ölümünden birkaç yıl sonra başka bir şehre taşınmıştı. Eski evimiz ise uzun zamandır boş duruyordu. Neyse ki hâlâ ailemize aitti.
Bodrum kapısını açtığımızda içeriyi ağır bir rutubet kokusu kapladı.
Annemin mektubunda tarif ettiği duvarı bulduk.
Eski raflardan birini çektiğimizde arkasında küçük, kilitli bir bölme ortaya çıktı.
Anahtarı yerleştirdim.
Kilit ilk denemede açıldı.
İçeride metal bir kutu vardı.
Kutunun içinde eski hesap defterleri, banka dekontları, hastane kayıtları ve annemin el yazısıyla tuttuğu notlar duruyordu.
Fakat en altta başka bir şey buldum.
Küçük bir ses kayıt cihazı.
Cihan'ın yüzü bembeyaz oldu.
"Bu cihazı daha önce hiç görmedim."
Titreyen parmaklarımla düğmesine bastım.
Önce hafif bir hışırtı duyuldu.
Ardından annemin sesi yükseldi.
"Beni tehdit ettiğinizi kanıtlamak için bu konuşmayı kaydediyorum."
Bir erkeğin öfkeli sesi duyuldu.
"O belgeleri bana vereceksin. Yoksa kızını bir daha göremezsin!"
O sesi daha önce defalarca duymuştum.
Hakan'ın babasıydı.
Kayıt devam etti.
Annem korkmasına rağmen geri adım atmıyordu.
Sonra başka bir erkek sesi duyuldu.
"Yeter artık! Kadını rahat bırakın!"
Cihan ağlamaya başladı.
Kayıttaki ses ona aitti.
Cihazı kapattığımda ikimiz de uzun süre konuşamadık.
O gün bütün belgeleri bir avukata teslim ettik. Avukat, yıllar önceki olayların yeniden incelenmesi için gerekli başvuruları hazırladı. Kayıtların doğrulanması ve kazanın yeniden araştırılması gerekiyordu.
Ancak beni bekleyen son bir konuşma daha vardı.
Akşam eve döndüğümde Hakan kapının önünde oturuyordu.
Gözleri kıpkırmızıydı.
"Benden ne istersen yapacağım," dedi.
Ona uzun uzun baktım.
"Senden tek istediğim şey vardı Hakan. Dürüst olmandı."
Başını eğdi.
"Biliyorum."
"Annemin ölümünden sen sorumlu olmayabilirsin. Ama yıllarca gerçeği saklamayı sen seçtin."
Hakan hiçbir şey söylemedi.
"Şimdi senden bir karar vermeni istiyorum. Babanın yaptıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatıp sorumluluğunu kabul edecek misin?"
Gözyaşları içinde başını salladı.
"Evet."

Ertesi sabah Hakan, avukatımızla birlikte savcılığa gitti. Bildiği her şeyi anlattı ve elinde kalan belgeleri teslim etti.
Aylar süren soruşturmada hastanedeki usulsüzlüklerin bir kısmı ortaya çıkarıldı. Annemin ölümüne neden olan kazayla ilgili yeni deliller araştırılmaya başlandı.
Cihan'ın yıllar önce haksız yere mahkûm edildiğine ilişkin dosya da yeniden incelenmek üzere açıldı.
Hakan'la ise bir süre ayrı yaşamaya karar verdik.
Onu hâlâ seviyor olmam, yaptığı şeyi hemen affedebileceğim anlamına gelmiyordu.
Bir pazar sabahı Cihan'la annemin mezarını ziyaret ettik.
Mezarın üzerine beyaz çiçekler bıraktım.
"Keşke sana yardım edebilseydim anne," diye fısıldadım.
Cihan yanıma çömeldi.
"Annen senin mutlu olmanı isterdi. Bütün bunları da gelecekte senin kimseye boyun eğmeden yaşayabilmen için yaptı."
Çantamdan annemin mektubunu çıkardım.
Son sayfasını o güne kadar defalarca okumuştum. Ancak son cümlesinin anlamını şimdi gerçekten kavrıyordum.
"Kızım, bir gün insanlar seni gerçeği söylediğin için yalnız bırakırsa korkma. Çünkü insanı asıl yalnız bırakan şey, kendi vicdanından vazgeçmesidir."
Cihan'ın elini tuttum.
Yıllar önce annem için bütün hayatını kaybetmeyi göze alan bu adam, o yağmurlu gece evimize geldiğinde yabancı olduğunu düşünmüştüm.
Oysa hayatım boyunca tanıdığım pek çok insandan daha fazla ailem olmayı hak ediyordu.
Aradan bir yıl geçti.
Cihan'ın mahkûmiyetinin yeniden değerlendirilmesi sonucunda suçsuzluğu kabul edildi. Annemin ölümüne ilişkin soruşturma ise devam ediyordu.


Hakan'la boşanmadık ama hemen barışmadık da. Güvenimizi yeniden kazanmanın uzun zaman alacağını ikimiz de biliyorduk.
Bir gün evimize döndüğümde pencerenin yanındaki eski ahşap saatin durduğunu fark ettim.
Tamirciye götürdüm.
Birkaç gün sonra yeniden çalışmaya başladı.
Saati annemin fotoğrafının yanına yerleştirdim.
O akşam Cihan bize yemeğe geldi. Artık misafir odasında kalan yabancı bir adam değildi. Annemden kalan hatıraları paylaşabildiğim, geçmişim hakkında konuşabildiğim bir aile büyüğüydü.
Masaya otururken saate baktı ve gülümsedi.
"Demek hâlâ çalışıyor."
Ben de gülümsedim.
"Evet. Bu kez durmasına izin vermeyeceğim."
Çünkü o gün anladım ki geçmişte kaybettiğimiz yılları geri getiremeyiz. Ama gerçeği öğrenerek, geçmişimizin geri kalan hayatımızı bir yalanın üzerine kurmasına engel olabiliriz. Annem bana yalnızca hayat vermemişti. Ardında bıraktığı cesaretle, yıllar sonra kendi hayatımı yeniden kurmamı da sağlamıştı.

Bunlar da İlginizi Çekebilir