Karımı toprağa verdikten sonra, paramparça bir halde, kızımla kısa bir tatil yapmaya karar verdim. Ama onun “Baba, bak! Annem geri döndü!” diye bağırdığı an, kanım dondu.

Ayşe hayatımın aşkıydı. İki ay önce, öyle ani bir şekilde vefat etti ki, bunu kabullenmekte zorlandım. İş için şehir dışındaydım; apar topar eve döndüğümde cenaze çoktan kaldırılmıştı. İçimdeki acı tarif edilemezdi… ama 5 yaşındaki kızım Elif için ayakta kalmak zorundaydım. Artık onun hem annesi hem babasıydım.

Biraz olsun toparlanabilmek için Elif’i Ege’de küçük bir sahil kasabasına götürdüm. Belki deniz, güneş ve temiz hava ikimize de iyi gelirdi.

Tatilin üçüncü günüydü. Sahilde dalgın dalgın otururken, Elif bir anda koşarak yanıma geldi. Küçük ayakları ıslak kumda hızla ilerliyordu.

“Baba! Baba!” diye seslendi nefes nefese.

Yine dondurma isteyecek diye hafifçe gülümsedim.

Ama bu sefer sesi farklıydı… titriyordu.

“Baba!” dedi, gözleri kocaman açılmıştı. “Annem orada!”

Bir an donakaldım.

“Ne diyorsun kızım?” dedim. Hayal görüyor olmalıydı…

“Elif annesini gördüğünü söylüyordu.”

Küçük eliyle arkamı işaret etti:
“Anne! Orada!”

Arkamı yavaşça döndüm..devamı diğer sayfada
Karımı toprağa verdikten sonra, paramparça bir halde, kızımla kısa bir tatil yapmaya karar verdim. Ama onun “Baba, bak! Annem geri döndü!” diye bağırdığı an, kanım dondu.

Ayşe hayatımın aşkıydı. İki ay önce, öyle ani bir şekilde vefat etti ki, bunu kabullenmekte zorlandım. İş için şehir dışındaydım; apar topar eve döndüğümde cenaze çoktan kaldırılmıştı. Ona son kez bakamamış olmak içimde kapanmayan bir yara gibi kaldı. İçimdeki acı tarif edilemezdi… ama 5 yaşındaki kızım Elif için ayakta kalmak zorundaydım. Artık onun hem annesi hem babasıydım.

Günler birbirine karışıyordu. Ev sessiz, akşamlar uzun, hatıralar ağırdı. Elif geceleri annesini soruyor, ben ise cevap vermekte zorlanıyordum. Biraz olsun nefes alabilmek için onu Ege’de küçük bir sahil kasabasına götürdüm. Belki deniz, güneş ve temiz hava ikimize de iyi gelirdi. En azından biraz olsun uzaklaşırdık acımızdan.

İlk iki gün fena geçmedi. Elif kumdan kaleler yaptı, ben de onu izledim. Gülüşü bana güç veriyordu. Ama içimdeki boşluk hiç dolmuyorduÜçüncü gün, sahilde dalgın dalgın otururken geçmişe kapıldım. Ayşe’nin gülüşü, sesi, bana “Her şey geçecek” deyişi kulaklarımda yankılanıyordu.

Tam o sırada Elif koşarak yanıma geldi. Küçük ayakları ıslak kumda hızla ilerliyordu.

“Baba! Baba!” diye bağırdı nefes nefese.

Gülümsedim. “Yine dondurma mı istiyorsun bakalım?”

Ama bu kez sesi farklıydı… titriyordu.

“Baba!” dedi, gözleri kocaman açılmıştı. “Annem orada!”

İçimden bir şey koptu. “Ne diyorsun kızım?” dedim, sakin kalmaya çalışarak. “Annen…”

Cümleyi tamamlayamadım.

“Elif annesini gördüğünü söylüyordu.”

Küçük eliyle arkamı işaret etti. “Anne! Orada!”
Yavaşça arkamı döndüm. Kalbim hızla çarpıyordu. Sahilin biraz ilerisinde bir kalabalık vardı. İnsanlar bağırıyor, telaşla bir yere doğru koşuyordu. Birkaç kişi yaşlı bir adamı suya itmişti; adam çırpınıyor, çevredekiler panikle bağırıyordu. Ama Elif’in baktığı yer orası değildi.

Kalabalığın biraz ilerisinde, denizin kenarında tek başına duran bir kadın vardı. Rüzgâr saçlarını savuruyordu. Silueti… Ayşe’ye o kadar benziyordu ki dizlerim titredi.

“Bu… mümkün değil,” diye fısıldadım.

Elif elimden çekiştirdi. “Baba, hadi gidelim!”

İstemeden de olsa ayağa kalktım. Her adımda kalbim daha hızlı atıyordu. Kadına yaklaştıkça yüzü netleşmeye başladı… ve o an dünya başıma yıkıldı devamı icin sonrki syfaya gecinz.
Gerçekten Ayşe’ye benziyordu. Ama tam olarak o değildi.

Kadın bize döndü. Gözleri doluydu. Bir an konuşamadık. Sanki zaman durmuştu.

“Ben…” dedi kadın, sesi titriyordu. “Sizi tanıyorum.”

Geri çekildim. “Kimsiniz siz?”

Kadın derin bir nefes aldı. “Ben Ayşe’nin kardeşiyim.”

Şaşkınlıkla baktım. “Ama… Ayşe’nin kardeşi yoktu.”

Kadın başını eğdi. “Size öyle söylendi. Çünkü yıllar önce ailemiz dağıldı. Biz ayrı büyüdük. Onu yıllardır arıyordum… ama geç kaldım.”

Sözleri beynimde yankılandı. “Bu… bu nasıl mümkün olabilir?”Elimde kanıt var,” dedi. Çantasından eski bir fotoğraf çıkardı. İki küçük kız… biri Ayşe’ydi. Diğeri ise karşımdaki kadının genç hali.

Elim titreyerek fotoğrafı aldım. Gerçekti.

“Elif beni görünce ona benzediğimi fark etti,” dedi kadın yavaşça. “Koşup bana sarıldı… ‘Anne’ dedi. Ben de ne yapacağımı bilemedim.”

Elif bana baktı. “Baba… anneme çok benziyor…”

Dizlerimin üzerine çöktüm. Gözlerim dolmuştu. Gerçek ile hayal birbirine karışmıştı. Ayşe geri dönmemişti… ama ondan bir parça, bir iz, bir yansıma karşımdaydı.

Kadın sessizce yaklaştı. “Adım Zeynep,” dedi. “Eğer izin verirseniz… onun hakkında konuşmak isterim.”
Uzun süre sustum. İçimde bir savaş vardı. Acı, öfke, şaşkınlık… ama en çok da özlem.

Sonra Elif’e baktım. Gözlerinde korku değil, umut vardı.

Yavaşça ayağa kalktım.

“Gel,” dedim. “Oturup konuşalım.”

O gün, denizin kenarında üç kişi oturduk. Ayşe’nin çocukluğunu, geçmişini, bilmediğim yönlerini öğrendim. Eksik parçalar yavaş yavaş yerine oturuyordu.

Ayşe geri dönmemişti.

Ama onun hikâyesi, sandığımdan çok daha büyüktü.

Ve belki de ilk kez… acım biraz olsun hafiflemişti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir