Bir gün hastaneden çıkarken elimi tuttu ve yumuşak bir sesle bana şöyle dedi:
“Oğlum… Tanrı seni neden karşıma çıkardı bilmiyorum,” dedi o kadar zayıf bir sesle ki daha iyi duyabilmek için ona biraz daha yaklaşmak zorunda kaldım.
“Ama bir gün sana artık ödeme yapamaz hale gelirsem… lütfen yine de beni ziyaret etmeyi bırakma.”
Bu cümle aklımda kaldı.
Yükünü hafifletmek ister gibi gülümsedim.
“Merak etmeyin Fatma Hanım. Siz önce iyileşmeye bakın.”
Soğuk ve kemikli parmaklarıyla elimi sıktı.
“Bana söz ver.”
Neden bilmiyorum ama söz verdim.
O günden sonra her hafta evine gitmeye devam ettim. Bazen haftada iki kez bile uğradım. Oysa bana söz verdiği iki yüz lirayı hiç vermemişti.
Başta unuttuğunu düşündüm.
Sonra birkaç haftanın parasını biriktirip hepsini birlikte vermeyi beklediğini hayal ettim.
Ama sonunda gerçeği anladım:
Aslında bana verecek hiçbir parası yoktu.
Bir gün ona tavuk çorbası yaparken cesaretimi toplayıp şöyle dedim:
“Fatma Hanım, para için endişelenmeyin. Ne zaman imkanınız olursa o zaman verirsiniz.”
Kaşığı tabağın üzerine bıraktı ve bana tuhaf bir hüzünle baktı.
“Sen hep sanki hâlâ bir ‘sonra’ varmış gibi konuşuyorsun.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Aylar geçtikçe benim gelişim onun hayatının bir parçası oldu, o da yavaş yavaş benim hayatımın bir parçası haline geldi.
Biraz param olduğunda ona meyve getiriyordum.
Bazen ilaçlarını alamadığını fark edersem gidip kendim satın alıyordum.
Temizliği bitirdikten sonra bazen yanında oturur, gençliğinden bahsettiği hikâyeleri dinlerdim. Yıllar önce vefat etmiş eşinden ve kendi deyimiyle “artık kendi hayatları olan” çocuklarından söz ederdi.
Ama onlar hakkında asla kötü konuşmazdı.
Bu beni çok etkiliyordu.
Sadece şöyle derdi:
“Bir anne, çocukları nasıl evlat olunacağını unutsa bile, anne olmaktan asla vazgeçmez.”
Bir gün yarı açık bir çekmecede birkaç eski mektup buldum.
Posta tarafından geri gönderilmişlerdi.
Hepsi aynı adrese gönderilmişti:
İstanbul’daki bir adrese… Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz..
Merak edip mektuplardan birini elime aldım.
Zarfın üzerinde Fatma Hanım’ın titreyen el yazısı vardı. Ama üzerinde kırmızı bir damga bulunuyordu: “Alıcı bulunamadı – iade edildi.”
Hepsi açılmamıştı.
Hepsi geri dönmüştü.
O an içimde tuhaf bir his oluştu. Ama yine de mektupları yerine koydum. Fatma Hanım’ın özel hayatına karışmak istemedim.
O akşam ona hiçbir şey sormadım.
Sadece sessizce akşam yemeğini hazırladım.
Ama ertesi hafta eve gittiğimde kapıyı kimse açmadı.
Normalde bastonunun sesi içeriden duyulurdu.
O gün ise ev tamamen sessizdi.
Komşulardan biri beni görünce yaklaştı.
“Evladım… Fatma Hanım dün gece hastaneye kaldırıldı,” dedi.
Kalbim sıkıştı.
Hemen devlet hastanesine koştum.
Onu yoğun bakım odasında buldum. Çok zayıflamıştı. Gözleri yarı kapalıydı.
Elini tuttum.
Bir süre sonra beni fark etti ve hafifçe gülümsedi.
“Geldin mi oğlum…” dedi.
Boğazım düğümlendi.
“Buradayım Fatma Hanım.”
Birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra yastığının altından küçük bir zarf çıkardı.
“Bunu… ben öldükten sonra aç,” dedi.
“Saçmalamayın, siz iyileşeceksiniz.”
Başını hafifçe salladı.
“Bana söz vermiştin.”
O an gözlerim doldu.
Zarfı aldım.
Ertesi sabah hastaneden telefon geldi.
Fatma Hanım gece uykusunda vefat etmişti.
Cenazesinde sadece birkaç komşu vardı.
Çocuklarından hiç kimse gelmedi.
O akşam eve döndüğümde masaya oturdum ve bana verdiği zarfı açtım.
İçinde bir mektup ve eski bir banka defteri vardı.
Mektupta şöyle yazıyordu:
“Sevgili oğlum,
Belki de sana böyle hitap etmeye hakkım yok. Ama aylar boyunca bana gösterdiğin iyilik, bana gerçek bir evladın sevgisini hissettirdi.
Sana söz verdiğim parayı hiç ödeyemedim. Çünkü aslında sana verecek param yoktu.
Ama sana başka bir şey bırakmak istedim.
Yıllarca küçük küçük biriktirdiğim tüm paramı bankada sakladım.
Çocuklarım için saklıyordum.
Ama onlar beni çoktan unutmuş.
Bu yüzden hepsini sana bırakıyorum.
Çünkü sen bana parayla değil, kalbinle yardım ettin.”
Ellerim titriyordu.
Banka defterine baktım.
İçinde beklediğimden çok daha fazla para vardı.
Ama o an düşündüğüm tek şey para değildi.
O evde, yalnız başına yaşayan o yaşlı kadının bana bıraktığı en büyük şey para değil, verdiği ders olmuştu.
Bazen hayat bize aile olarak kan bağını değil…
İyiliği seçen insanları verir.